1999 yılında Çölyak teşhisi alıp ömür boyu zorunlu olarak glütensiz beslenmem gerektiğini öğrendiğimde önce içim rahatlamıştı. Teşhis almadan önce uzun süren ızdıraplı bir hastalık ve belirsizliklerle dolu bir süreç geçirdiğim için tedavinin ve iyileşmeye giden yolun bu kadar kolay olması beni hem şaşırtmış hem de sevindirmişti. Başta ekmek olmak üzere unlu gıdalara veda edecek ve sağlığıma kavuşacaktım.
“Glüten yediğinizde hemen hastalanmamanız, glütenin size zarar vermediği anlamına gelmez.”
Sadece Ekmeği Bırakmak Yetmiyor
İlerleyen dönemde, diyete başlar başlamaz semptomlarımın iyileşmesi, yavaş yavaş kilo almaya başlamam beni oldukça mutlu etmişti. Fakat aynı zamanda Çölyak için glütensiz beslenmenin sadece hamur işi yememekten biraz daha karmaşık olduğu gerçeğiyle de yüzleşmeye başlamıştım.
Evet, unlu gıdalar tamamen hayatımdan çıkmıştı, bir lokması bile yasaktı ama aynı zamanda köftenin içindeki ekmek, pilavdaki şehriye, çorbaya kıvam vermesi için eklenen un gibi gizli glüten kaynakları da vardı.
Bunlar yetmezmiş gibi hayatımıza “çapraz bulaş” diye bir kavram da girdi. Dolaylı yoldan glütene maruz kalan, glütensizliğini yitirmiş gıdalar. Glütenin gıda sanayisinde kıvam arttırıcı olarak sık sık kullanılması, her çölyaklıyı etiket okumaya zorlayan bir durumdu üstelik. Bütün bunları yavaş yavaş yaşadıkça öğrendim. Öğrendikçe işler karıştı, dışarıda güvenli gıda bulmam zorlaştı. Çoğunlukla kendi yemeğimi ve atıştırmalıklarımı yanımda taşıyarak, zorunlu hâllerde de güvenli iletişim kurarak günü kurtarmayı bir refleks hâline getirdim.
Çölyak mı, Glüten İntoleransı mı? Önemli Farklar
Çölyak dışındaki glütensiz beslenme durumlarında, güvenli yiyecek bulma stresi bu kadar yoğun değil tabii. Çölyaktan sonra en sık rastlanan glüten intoleransı gibi durumlarda, genellikle çok küçük miktarlarda maruz kalmak sıkıntı yaratmıyor, hatta bağışıklık sistemi rahatladıkça arada kaçamak yapmak mümkün. O yüzden bu diyete uyum meselesini biraz daha Çölyak üzerinden anlatacağım.
Otoimmün Hastalık Olarak Çölyakın Ciddiyeti
Çölyak teşhisi aldıysanız tek tedavi yöntemi glütensiz beslenmedir ve bunun tıp literatüründe başka bir yöntemi yok. Çölyak, otoimmün bir hastalık olduğu için diyete uyum, alerjik reaksiyon ya da intolerans gibi durumlara kıyasla çok daha büyük önem taşıyor. Yukarıda belirttiğim zorluklardan dolayı özellikle başlıca semptomları yaşamayan, “Bana bir şey olmuyor ki!” diyen çölyaklılar, glütensiz beslenmenin zaman zaman zorlaşan koşullarına uyum sağlamak istemiyorlar.
Belirti Görünmese Bile Zarar Devam Ediyor
Hâlbuki yukarıda bahsettiğim üzere, her çölyaklı aynı semptomları göstermek, deneyimlemek durumunda değil. Çölyak, çoğunlukla intoleranslarda olduğu gibi glüten yenildiğinde oluşan bir hazımsızlık ya da şişkinlik problemi değildir.
Glüten yediğinizde şişkinlik yaşamamanız ya da karnınızın ağrımaması, bağışıklık sisteminizin ince bağırsağınıza saldırdığı gerçeğini değiştirmiyor.
Çölyak otoimmün bir hastalık demiştik. Bu, vücudun henüz net bilinmeyen nedenlerle tetiklenip kendi sağlıklı hücrelerine saldırdığı bir durum aslında. Çölyak hastalığında sistem, antikorlarını ince bağırsağa gönderiyor ve oradaki hayali canavarlarla savaşırken villus adındaki iç dokuyu tahrip ederek sindirim sistemini bozuyor.
Sessiz İlerleyen Tehlike
Asıl görünmez zararlar burada başlıyor çünkü bozulan yapı bazen şiddetli ishalle kendini belli ediyor, bazen de siz sessiz sanırken sinsi sinsi hormon dengenizi, kan değerlerinizi bozup farklı hastalıklara zemin hazırlıyor. Siz de ilerleyen yıllarda farklı sıkıntılar yaşarken “Bunlar neden benim başıma geliyor?” diye düşünüyorsunuz.
Elbette ki tüm bunları enine boyuna tartışmaya burada yerimiz yetmiyor fakat kısaca söylemek gerekirse glüten yediğinizde hemen hastalanmamanız, glütenin size zarar vermediği anlamına gelmiyor.
Glütensiz Sofralar Mümkün: Pratik Çözümler
Glütensiz diyete uyum süreci ilk bakışta gözünüzü korkutup, “E her şey yasak, geriye ne kalıyor ki?!” diye düşündürtse de aslında sofralarımızda yer alan pek çok yemek zaten glütensiz ya da glütensizleştirilmeye çok müsait.
Zeytinyağlı yemekler, tencere yemekleri, baklagiller, sebzeler, meyveler, süt ürünleri gibi birçok gıda ve yemek zaten glüten içermiyor. Bunların hazırlanışında dikkat edeceğiniz bazı küçük noktalarla normal beslenme sürecinizi devam ettirmeniz en güvenli geçiş süreci olacaktır. Misal, çorbalarda bulgur yerine pirinç kullanmak, kısırı ince bulgur yerine kinoa ile yapmak, unlu gıdaları glütensiz un çeşitleriyle yapmak gibi.
İlk Adımda Zorlanmak Normal, Zamanla Alışılıyor
Biliyorum, en başta onca bilgiyi akılda tutmak ve esnekliği olmayan glütensiz unlarla tarif tutturmaya çalışmak çok zor. Fakat günümüzde ürün çeşitliliği çok fazla ve internet gerçek bir tarif cenneti. İlk şoku atlattıktan sonra alışmanız düşündüğünüzden kolay olacak. Arada canınızın çektiği yiyecekleri yiyememek sizi zaman zaman üzecek ama o da geçecek.
Dışarıda Yemek Yemek: İletişim ve Hazırlık Şart
Ne olur ne olmaz diye çantanızda glütensiz atıştırmalıklar taşıdığınız sürece, dışarıda da doğru iletişimle hangi yemeğin içinde ne var, size en glütensiz ne verilebilir öğrendikten sonra kendi konfor alanınız oluşacak. Bir de bakmışsınız ki hayat hep böyleymiş gibi çoktan alışıvermişsiniz!
İhtiyacınız olan şey; biraz sabır, bolca tedbir ve keşfedilecek yeni glütensiz tarifler ve hatta restoranlar!
Sağlıkla kalın!






























