Ana Sayfa Gastronomi Glütensiz Yollar, Seyahatler, Maceralar Ve Hayatın Akışında “Glütensiz” Kalmak

Yollar, Seyahatler, Maceralar Ve Hayatın Akışında “Glütensiz” Kalmak

Yollar, Seyahatler, Maceralar Ve Hayatın Akışında “Glütensiz” Kalmak
Şehrin Lezzeti Dergisi

Eğer çölyak gibi özel beslenme zorunluluğu olan bir durum yaşıyorsanız, günlük iş, okul ve sosyal hayat rutininizi oturtsanız bile; yeni şehirler, ülkeler ve yolculuklar her zaman bilinmezlik ve risklerle dolu. Günlük “glütensiz hayat”taki tedbirli olma durumunuz, seyahatlerde bir zorunluluk oluyor.

Ben 27 yıldır çölyakla glütensiz yaşıyorum. O yüzden artık birçok şey benim için refleks oldu. Mayıs başında Almanya’ya yaptığım ziyarette ise “tedbirli olma” durumumu biraz gevşetince zorlandığım bazı durumlarla karşılaştım.

“Glütensiz yaşamak bazen yalnızca doğru yiyeceği bulmak değil, bulunduğun yerde kendine güvenli bir alan aramaktır.”

ÇÖLYAKLA SEYAHAT

Çölyakla seyahatte almanız gereken ilk tedbir; gideceğiniz şehri, kalacağınız oteli iyice araştırmak, glütensiz seçenekleri ve adresleri öğrenmek.

Turla gidiyorsanız, önceden rehberinizle iletişim kurup ön bilgileri onunla paylaşmak, gerekli önlemlerin alınmasında size yardımcı olacaktır.

Ziyaret ettiğiniz yerin yeme-içme kültürünü önceden inceleyip seçeneklerinizi netleştirin. Örneğin İtalya, hamur işleri ile ünlü olduğu için ilk etapta akla glütensiz beslenmenin ve çeşit bulmanın zor olacağı geliyor. Fakat İtalyan Çölyak Federasyonu o kadar iyi çalışıyor ki en küçük şehirde bile güvenli ve çok leziz glütensiz yiyecekler bulabiliyorsunuz.

Her ne kadar gideceğiniz yer çölyak dostu seçeneklerin olduğu bir yer bile olsa, yine en büyük tavsiyem; her ama her zaman çantanızda, valizinizde acil durumlar için glütensiz kuru gıda bulundurmanız. Yani kraker, bisküvi gibi paketli gıdalar; kolay kolay bayatlamayacağı ve bozulmayacağı için acil durumlarda karnınızı doyurmanız adına güvenli seçenekler olacaktır.

“Çölyakla seyahat etmek; bavula sadece kıyafet değil, tedbir, sabır ve küçük güvenli atıştırmalıklar da koymayı gerektiriyor.”

ALMANYA SEYAHATİ

Benim seyahatim gezi ya da tatil değildi. Ailem yılın bir kısmını orada geçiriyor, ben de onları ziyaret etmek için gittim aslında. Dolayısıyla restoran ya da otel araştırmama hiç gerek yoktu.

Yurt dışı uçuşlarında bilet alırken önceden yemek seçimi yaparsanız, glütensiz yemek ya da sandviç ayırtma imkânınız var. Özellikle uzun uçuşlarda hayat kurtaran bir konu; yemek ayırtmayı unutmayın. Ben de hem gidiş hem dönüş için glütensiz sandviç ayırtmıştım. Pesto soslu, kaşarlı, kurutulmuş domatesli sandviç kulağa çok leziz gelse de tadı oldukça vasattı. Ama günü kurtardı mı? Kurtardı.

“Bazen masadaki tek glütensiz şey tuz ve karabiber oluyor; işte o an insan hastalığın sosyal tarafını da derinden hissediyor.”

YUNAN RESTORANINDA GLÜTEN PARTİSİ

Ailem ve aile dostlarımızla bir akşam çok önerilen bir Yunan restoranına gittik. Önceden menüyü incelemiştim ve glütensiz seçenekleri tespit etmiştim. Ortaya atıştırmalık başlangıçlar sipariş edene kadar da her şey yolundaydı aslında ama siparişler tek tek geldikçe sofradaki glütensiz tek şeyin tuz ve karabiber olduğunu gördüm.

Sahanda beyaz peynir, yufkaya sarılı geldi. Çıtır kabak zaten her “çıtır” yemeğin olduğu gibi unla kızartılmıştı; sürpriz değildi. Peynir topları yine paneli, yani glütenliydi. Derken ortaya gelen ve çok leziz görünen salatanın bile içinde “grissini” kıtırlarını görmek sarsıcı oldu. Bir an neşe içinde sofradakileri paylaşan topluluğa baktım, sonra kardeşimle göz göze geldim; “Masadaki her şeyin içinde glüten var, bu çok saçma değil mi?” dedim ve itiraf ediyorum, biraz gözlerim doldu.

Bu tabii ki çok dramatik bir an değildi aslında. Dediğim gibi ben bu durumlara çok alışık, hatta bağışıklık kazanmış durumdayım artık. Çoğu zaman etkilenmiyorum bile ama işte bazen bir an geliyor, gafil avlanıyorsunuz.

Sonrasında cömert bir porsiyon ızgara balığım, sebzelerim ve fırınlanmış patatesim geldi; fazlasıyla da doydum. Ama işte bazen sadece o bir an iz bırakıyor insanda.

“Seyahatlerde en büyük lüks bazen iyi bir restoran değil, güvenle yiyebileceğiniz küçük bir sandviç olabiliyor.”

TURİSTİK YERLER VE SEÇENEKLER

Birkaç gün sonrasında bulunduğumuz şehre (Bremen) yarım saat uzaklıktaki çok tatlı bir kasabaya gezmeye gittik. Worpswede, sanatçılar köyü olarak tanınan şirin, turistik bir yer. Birkaç kafe ve restoran var sadece.

Turist yoğunluğu hafta sonu olduğu için hafta içi daha sakin oluyor. Biraz gezip fotoğraf çektikten sonra bir şeyler yiyelim istedik. Böyle yerlerde özellikle glütensiz bir şey bulma beklentim yok açıkçası ama “Nasıl olsa her kafede fiks olan salata, patates kızartması gibi bir şeyler bulurum.” diye düşünüyordum.

Hafta içi gittiğimiz için maalesef menüler oldukça kısıtlıydı. Salata ve patates kızartması menü hayalim ise çok çok vasat bir peynirli salatayla son buldu çünkü patatesleri yoktu. Salatayı da önce tavuklu yapabileceklerini söylediler (ki bu beni sevindirmişti), sonra tavuklarının da olmadığını öğrendik ve yine diğer herkes minik pizzalar, makarnalar yerken ben masada olağanca huysuzluğumla otladım.

Günün sonunda karnım doydu, yine ruhum maalesef hiç doymadı. Olsaydı bir kruton’suz Sezar salata, ayrı bir fritözde pişirilmiş (çapraz bulaşsız) patates kızartması, surat asar mıydım ben de?

ANNE SÖZÜ DİNLE

Aile ve dostlarla geçen güzel bir 10 günden sonra dönüş vakti geldi. Annem yanıma sandviç almamı hatırlattı (birkaç kez). Bense gözlerimi devirip, “Off anne gerek yok, uçakta glütensiz sandviç verilecek, önceden satın aldım.” dedim. Durmadı, “Kraker aldın mı yanına?” dedi. Yine öffledim, “Aldım aldım.” dedim (iyi ki).

Alanda bir kahve içip hem duty free raflarını hem kafe tezgâhlarını gezindim. Glütensiz hiçbir şey yoktu. Her havaalanı, dinlenme tesisi vb. yerde olması gerektiğini düşündüm aslında.

Uçağa bindim, perdenin arkasından servis arabası çıktı. Yavaş, çok yavaş şekilde koridorda ilerlerken içimdeki ses durmadan “Hadi!” dedi. Duymazlıktan gelmeye çalışarak ona “Sus, sabret.” dedim. Aslında aç da değildim ama yine de sandviçimin teslim edilmesi fikri hoşuma gidiyordu. Zaten önlerde oturduğum için bekleyişim kısa sürdü ama kimse ismimi söylemedi. Hostese kendimi tanıtıp sandviçimi hatırlatınca bir an yüzü değişti, elindeki cihazda listeleri karıştırdı ve “Sizin siparişiniz yok ki.” dedi.

Biletlerimi alırken her iki uçuş için de yemek seçtiğime emindim fakat listede olmadığı gibi, sonradan kontrol ettiğim kendi uçuş bilgilerimde de yoktu. Ben mi hata yaptım, onların sisteminde mi bir hata oldu bilmiyorum ama bunun bir önemi de yoktu. Sonuçta üç saatlik yolculukta bana yemek verilmeyecekti; gerçek buydu. Tabii ki yine ufak bir göz dolması yaşadıktan sonra annemi dinlememenin pişmanlığı ve çantama son anda attığım krakeri bulmanın rahatlamasıyla duygularım omlet oldu.

Uçuş sorunsuz geçti. Yanımdaki teyze sandviçimin olmamasına üzülüp bana bisküvisinden ikram etti, almam için ısrar etti, sonra kahve ısmarlamayı teklif etti. Kibarca reddedip durumu açıkladıktan sonra yolculuk boyunca anlattığı hayat hikâyesini dinleyip akrabalarımla ilgili sorduğu sorulara cevap verdim.

Vardığımızda elektronik pasaporttan geçtiğim için glütensiz yiyecek bulma konusunda ne kadar talihsizlik yaşadıysam, valizimi alıp dışarı çıkmakta o kadar şanslıydım. Hayatımın en hızlı ve kolay varışını yaşadım.

Trafiğe takılan babamı beklerken dayanamayarak Starbucks’a girdim ve o da ne? Sadece sosyal medyada gördüğüm ama bir türlü gerçeğini bulamadığım o meşhur glütensiz sandviç! Yaa işte hayat böyle; bir yerde zorlarken, bir yerde gönül alıyor. Glütensiz sandviçimi ısıra ısıra arabaya yerleştim ve bir macera daha güvenle sona erdi.

Ek Not: Glütensiz sandviç paketli satılıyor ve paketli şekilde ısıtılıyor. Isıtılınca oldukça yumuşak ve leziz hâle geliyor fakat plastiğin içinde ısıtılan bir gıdayı tüketmek, glüten bulaşı riskinden daha mı iyi? Bu konu da üzerinde düşünmemiz gerekenlerden biri.

Şehrin Lezzeti Dergisi