Bazen hayat, bize en büyük derslerini beklemediğimiz anlarda verir. Geçtiğimiz günlerde bilgisayarımın başında yoğun bir şekilde çalışıyordum. Tam işimin en kritik anında elektrikler kesildi.
İlk düşüncem, bunun planlı bir kesinti olduğuydu. Çünkü elektrik dağıtım şirketleri bakım veya altyapı çalışmaları öncesinde genellikle SMS ile bilgilendirme yapar ya da internet sitelerinde duyuru yayımlar. Ben de bu uyarıları dikkate alır, elektronik cihazlarımı korumak için fişlerini çekerim. Sonuçta ani elektrik kesintileri ya da dengesiz akım, yılların emeğiyle alınmış cihazlara ciddi zarar verebilir.
Fakat bu kez hiçbir uyarı yapılmamıştı.
Aşağı indiğimde öğrendim ki, yan taraftaki tadilat çalışması nedeniyle binanın elektriği kesilmişti. Görevliye sadece şunu sordum:
“Burada yaşayan sekiz daireye haber vermek gerçekten bu kadar zor muydu?”
Hiç düşünmeden şu cevabı verdi:
“Can mı önemli, mal mı?”
İşte bazen tek bir cümle, insanı uzun uzun düşündürmeye yetiyor.
Tartışmayı uzatmadım. Eve çıktım ve müşteri hizmetlerini aradım. Telefonda ise şunları söyledim:
“Elbette can her şeyden önemlidir. Bunun aksini kim söyleyebilir? Ama o ‘mal’ dediğiniz şeyler gökten inmedi. Ben onları alabilmek için yıllarca çalıştım. Kimi zaman uykumdan, kimi zaman sevdiklerimle geçireceğim zamandan, kimi zaman da sağlığımdan fedakârlık ettim. Siz bugün ‘mal’ dediğiniz şeyin bedelini ben aslında çoktan canımdan ödeyerek aldım.”
Telefon kapandıktan sonra uzun süre aynı cümleyi düşündüm.
Aslında sorun hiçbir zaman “can mı, mal mı?” sorusu değildi.
Can elbette her şeyden kıymetlidir. Hiçbir eşya, hiçbir maddi değer insan hayatının önüne geçemez. Ancak insanın emeğine saygı göstermek de, insan hayatına duyulan saygının bir parçasıdır.
Çünkü bir bilgisayar sadece bir bilgisayar değildir.
Belki yıllarca biriktirilmiş paranın karşılığıdır. Belki bir öğrencinin eğitim hayatıdır. Belki bir yazarın binlerce sayfalık emeğidir. Belki bir tasarımcının hayalleri, bir mühendisin projeleri ya da bir ailenin geçim kaynağıdır.
Üstelik burada istenen şey çok basitti.
Sadece sekiz daireyi birkaç dakika önceden haberdar etmek…
Belki bir telefon, belki kapıları çalacak birkaç dakika, belki de küçük bir duyuru…
Bazen küçücük bir sorumluluk, büyük mağduriyetleri önler. Çünkü saygı, büyük fedakârlıklarla değil; çoğu zaman küçük inceliklerle gösterilir.
Yaşadığımız çağda insanlar çoğu zaman bir eşyanın fiyatını biliyor ama değerini bilmiyor. Oysa bir eşyanın etiketindeki rakam, onun gerçek bedeli değildir. Gerçek bedel; o parayı kazanabilmek için verilen emek, harcanan zaman, ertelenen hayaller ve vazgeçilen anlardır.
Bugün hâlâ aynı soruyu kendime soruyorum:
Gerçekten mesele “can mı, mal mı?” sorusu muydu?
Yoksa asıl mesele, insanların emeğine, alın terine ve yıllarını vererek sahip oldukları değerlere saygı gösterebilmek miydi?
Çünkü bazı malların yalnızca bir fiyatı vardır.
Ama bazı malların bedeli, insanın ömründen verdiği yıllardır.






























